
Her şey kendi cesaretimin kavgasıyla başladı
Ve öfkemin girdabında yokluğu buldu hüznüm,
Silindi yazı, mühürlendi tüm eski defterler.
Kitaplarımın önsözü yenik cümlelerle doldu,
Düşlerimin dönemecinde savruldu ömrüm.
Gölge düştü tenime, bedenim ruhunu kaybetti
Nedametin sofrasından doymadan kalktı fikrim
Fecir vaktinden çok önce söktü şafak,
Perdesiz kaldı günahların buğulu camları
Matem girdi kente, sokaklar yürüyüşümü terk etti
Unuttu unutmaması gerekenler soluk çehremi
Paslı mermilerin gürültüsünde savruldu cengim
Yıkıldı ümitlerim mertliğin katili şekilsiz demirlerle
Baharın toprak kokusunu alamadan daha,
Zemheri ayazların serabıyla buz tuttu ellerim
Ayaklarım çakıl taşlarının merhametine sığındı
İhanetin kelepçeleriyle tutsak edildi rengim
Ezgilerim notalarını şaşırdı, bozuldu ritmim
Ve tik taklarım kısıldı, zamana dur dedi saatlerim
Tüm bu duyguların karamsarlığında bir an,
Dünlerin batağına saplanan ruhumu ateşe verdim
İsa’sız çarmıhlara gerdim alevlere direnen gönlümü
Yitirdim en deli yanlarımı bir şehir hülyasında
Bitti dedirttim kendime ve yendim kendimi kendimle
Ertuğrul Demir
11.02.2009 / Bursa
Konu: <%CommentTitle%>
<%CommentBody%>
Bağlantı » Düzenle » Sil